Rüzgar

Bazı akşamlar oluyor yaza özenen. Güneş hiç istifini bozmamışta önüne yıldız desenli siyah bir perde çekilmiş gibi. Aydınlık geceler oluyor sokak lambalarına ihtiyaç olmayan. Saat kaç olursa olsun yalnız kalmayan yollar oluyor. Mahkumların parmaklıkları yok oluyor o gecelerde. Özgürlüğün esintisi geçiyor insanoğlunun üstünden. Zihnim berraklaşır oluyor böyle zamanlarda. Hiç bir şeyin keyifbozamadığı bu gecelerde bir sen oluyorsun aklımda işte. Keyifleniyorum. Yitirdiğim umutlarımı pelerin yapıyorum peşimden gelsinler diye. Sırtlanıyorum seni. Senle yürüyorum baş koyduğum yolda. Seninle yaşıyorum her anımı. Önceden sevdiğim yağmurlardan kaçar oluyorum sen sevmiyorsun diye. Nefesimi seninle dolduruyorum böyle gecelerde. Seni çekiyorum içime. Akciğerlerimi dolduruyor esintin. Her hücrem yeniliyor kendini. Gençleşiyorum. Küçük bedenim daha küçülüyor. Küçük bir kız çocuğu oluyor avuçları senin bir parmağını kavrayacak kadar küçük olan bir kız çocuğu. İçimdeki beni dışa vuruyor sen. Hayat çok engebeli. Ama seninle sadece pembe bir pamuk şekerle kandırılabilinecek kadar basit. Tek derdin pamuk şekerin mavi değil pembe olmasını dert ettirecek kadar basit bir hayat. Çünkü pamuk şekerler pembe olur. 🙂
Rüzgar. Hep es üstüme. Es ki kaybetmeyeyim çocukluğumu.

Share

Teminata kredi vermiyoruz

teminatım olmasaydı yüzmezdim okyanusta
ipotek ettirdim
hayallerimi
rehin bıraktım
gözlerimi
faiz bindikçe sayamadım
günlerimi
üzerimde ne var ne yoksa
tek şubeli gönlüm ve gollum
aldılar benden kıymetlimi

sabah erkenden uyandım
giydim power suitimi
yaka kartımda yazıyor BT
portakallı olips ve sütlü kahve
tek başıma ödedim kefaletimi

görüşeceğiz iş başı eğitimi…

Share

Sizi bitiriyoruz

Kırıkları alınmış bıyıklarım ve ben
Martıların pusu kurduğu güvenli bir mesafeden
Sizi üzüyoruz.
Otuz dakikadir hiç bir partinin yapılmadığı bu teyipte
Mantığın Nikki yi terk ettiği gibi
Bağımlılıklarımızdan kurtuluyoruz.
Görünüşüne önem veren denetçilerle
Aldırmadan kanunlara
En pastoral muralleri modelliyoruz.
Ve sonra
Bahar gelmeden bu kez
Son sefer bakıp led ekrana yakaladığımız güvelerle
Ciğerlerinizin boyunbağını harcıyoruz
Yalnızca 8 saatte.
Bugün yine emniyet şeridinden gidiyoruz.
En çok tahta eksilten kıyamet lodoslarla biz
Kabuğuna çekilen bir düzine ceviz ve
Artık kullanmadığınız f klavyelerle sizi
Sizi terk ediyoruz.
Kuru soğuklar değil bizde eksik olan.
Sırt minderi.
Biliyoruz.
Glasgow lu fatih rangerlarla biz sizi mahvediyoruz.
Sizi bitiriyoruz.

Share

Kimse bilmiyordu

Sana olan sevgim sel olup taşarken,
Bu kalp sana bu kadar alışmışken,
Gözlerim, başka gözleri görmeyi unutmuşken,
Beni istemeden üzdün diye,
Nasıl bir anda çekip giderim ben…..
Seninle günü bitirip, seninle güne başlamaya alışmışsa bu beden,
Sesin kulağımda kalabiliyorsa yanımda olmadığında bile,
Yanımdan ayrılır ayrılmaz, başlıyorsa sana olan hasretim,
İstemeden kalbimi kırdın diye,
Nasıl bir anda çekip giderim ben….

Share

Hayal-et

Kilometrelerce mesafenin engel olamadığı bir yakınlık hissediyordu içinde ona karşı. Kollarını olabildiğince gerip kendi etrafında döndüğünde kapladığı alanın dışına çıkmayan bir yakınlık. Asla erişemeyecek olmanın vermiş olduğu kabulleniş, artık ona ait olan herşeyi aslında o yapar olmuştu. Okumasını istediği kitaplarda göz gezdirdiği her satırda onun okurken neler düşündüğünü merak ediyordu. Sırf onu sarıp sarmalayan hayali benliği uçup gitmesin diye güneşin huzurunda kalabalığın tam ortasında yalnızlığını çekmiş gezerken onun mırıldandığı şarkıları dinleyip galeyana geldiği zayıf düşüncelerinden kurtuluyordu. Ona çok kızdığına ya da kırıldığında aradaki mesafeler yetmiyormuş gibi kat be kat artan boşluklar kaplıyordu içini. Böyle zamanlarda dahi içini dökemediği ondan asla uzaklaşmıyor, dolabından özenle çıkardığı ona ait olan paçavrayı üstüne geçiriyordu. Bu bir çeşit sevginin dışavurumuydu içten içe. Yalın kalmış ironik bir paylaşımdı.

Share

Bir ara

Yapmak zorunda olduklarımızdan çok yapmak istediklerimize harcadığımız zamandan dolayı kaybettiğimiz zaman yüzünden çektiğimiz cezaydı belki de sonsuz sıkıntılı saatlerde boğulmak, yağmurlu günde su birikintisine basıp elimizdeki şeftaliden olmak.

#Kurulan uzun cümlelere alaycı yaklaşan danışmanıma buradan selam olsun.

Share

Kimse bilmiyordu

Islak saçlarına aldırış etmeden gecenin soğuna atmıştı kendini. Tüylerini ürperten soğuk her tenine değdiğinde içine dolan her hava parçası rahatlatıyordu adeta içini. Başını sola çevirdiği anda sokak lambasının aydınlattığı sonbaharın izlerini taşıyan birkaç yapraklı koca ağaç bir yaprağını daha çıkarmıştı üstünden. Alt tarafı bir yaprak düşmüştü yere. Ama öyle değildi onun için. Kendini boşluğa bırakan , önce sağa sonra sola derken yavaşça yere düşen yaprak bir yapraktan çok onun hayalleri gibiydi. Beklentileri , yaşadıkları , başına gelenler bir bir kopuyordu bedeninden. Sabah olacak bir belediye çalışanı gelecek ve süpürecekti hayallerini. Bir daha asla dalına , ait olduğu yere dönmeyecekti o yaprak. Ortada işe heyecan katan, onu hayata katan bir şeyler vardı. Evet yaprak koptuğu yerde değildi artık ama gün gelecek, dal filizlenecek bambaşka daha genç bir yaprak bulacaktı kendini oralarda bir yerlerde. Kopan kaybolan hayalin yerini güneşin önderliğinde başka hayaller alacaktı. Anahtar havadaydı. Kendini canlı hissettikce her şey geçecekti. Düşündükce böyle içi ısınıyordu. Başkalarına savurduğu o fiyakalı nasihatlar kendine böyle gecelerde işliyordu ancak. Hepsinden öte tutunduğu ağacın gövdesi kuvvetliydi onun. O onu seviyordu. Bağlı olduğu maneviyat köklerini sağlamlaştırıyordu. Dili döndüğünce yama yaptığı yaralarını temizliyordu işte. Seviyordu. Doğru adamı seviyordu. Bu ona yetmeliydi. Kimse bilmiyordu ama yetiyordu.

Share