proletereter tarafından yazılmış tüm yazılar

günlerden salı.

söz verirler, ellerinde kederler. son sefer der, sefer bitmeden develerle gittiler; düşürme gardını döverler. itikadın satar seni de çölde yanında bi kaç zenci var mıdır böyle şans dersin, severler. olsun bu tek derdin, kadın adam ya da başka biri farketmeden bölerler. bölücülük gibidir her dövüş ya da sikiş, ayırır bir parçanı diğerinden, adım adımdır insan hayatı, iki ayak arasına sıkıştır adamı kadını ya da tüm milletlerden her insanı, yoksa nasıl kayar ki aklın pusulası, kaymalı. kaymalı ki pideler olsun kıymalı, sokaklarda dolaşmalı, dolaşırken yatmalı bi köşe başına ya da mezar taşına, överler. sor kendine fatal soruları, doğru mu yanlış mı? en önemlisi de “saf mıydı?” yoksa biri daha mı aldı oskarı, yıktı duvarları, düş gökyüzünden ana rahminden çıkar gibi şeytan dölüne. patla her yanı inlet illet karı (ya da tüm millet insanları)
günlerden salı.

Share

little balata

*vrşak* *vrşak*

biri kulağını diğeri de gururunu sıyırmıştı balata’nın.

küçükten zıpçıktıydı, tüm kurşunları atlatabileceği o günlerden belliydi. onun için ateş hattı oyun alanı, kurşun sesleri “vrşak”tı. döndü kadınına bir bakış attı, o durumda bile severdi kadınları. düşmanları sayıca, akılca ve imkanca üstün de olsa onun nârası daha güçlüydü.

savaşı kazandı.

Share

reunion.

birleşme gibi her seks, her işteşli miyim yoksa istek mi gerek? kazaklar üstünde yapılan bir deneye göre(her ikisi için de) karmaşa tamamen doğalarında var imiş. karmaşadan zevk alır bir yapı gibi düşünün, sol kulaklarını sağ kulaklarıyla sikiyorlar gibi. ve zevk alıyorlar. yeni bir grup keşfeden insan kadar havalı, yeni bir kadın kadar tafralı, mütemadiyen uyuşturucu tesirinde(permanently), yeni yetme tefsir öğrencisi, tevazunun kraliçesi, teomanın ta kendisiyim. önce bir papatya bulur kendime sonra da götünden kan gelene kadar boğazını çivilerim. tahsil hayatım, ‘tahsilhane’min takdirinde. tevazum tüm tiyatro oyunu boyunca ayakta, ön sıralarda. ben bi dahiyim, sen egomu yenemezsin.

Share

fiston maybe?

hava bilmem kaç derece,
gün kim bilir hangi perşembe,
saat altıyı kaç geçe?
-çeyrek bende
-bence de
aldattım saysam mı, evdeki papatyalarımı?
bu bendeki zoofili gibi, kapı kolu gibi, botofili. biraz da homofobi. 5 tane kızın olsa, hangisi benimki?
hiçbiri.
ben; sokağın başındaki delikanlı gibi, kanı dışında neredeyse aynı deli.
buralarda leylek mevsimi çoktan geçti, sona kalanlar da beynime tünedi, gitmedi.
her dakika bana yol. hep “efe toz ol.”

Share

proleter enternasyonalizm.

istediğin enstrümanı istediğin yerde çalabilir, istiyorsan parçalayıp üzerinde dans edebilirsin. istediğin kadar içip istediğin videoyu çekip arkadaşlarına çok içkiliydik diyebilirsin. istediğin şekli yapabilir, istediğin fiyakayı bozabilirsin. istersen elinde bir silah alıp istediğin kişiyi istediğin an öldürebilirsin, istersen pencereni açıp kendini aşşağılara bir yerlere atabilirsin ama istediğin zaman ölemezsin, so, get your shit together.

Share

nikola parkinson’un küçük hayatı.

japon pornoları kadar edepli, en büyük ağıtlar kadar hüzünlü, siyah poşetler kadar gizemli, iskambil kartları kadar basit, bardak kulpları kadar yalnızdı nikola parkinson. asıl adı, nikola snow parkinson olan bu çoğul kız -bazı yerlerde kadın sıfatı da yakıştırılıyordu kendisine- snow ismine olan nefreti devlet dairelerine olanların yanında hiçbir şey kaldığından dolayı istemeye istemeye bu ismi de kağıt üzerinde taşıyordu. kısacık saçlarını başının sol kısmından ayırır, küçüçük başını bir güzel sarar sarmalardı. boş zamanlarında ormanlık kenarlarına, dağ yamaçlarına, nehir akıntılarına yakıştırırdı kendini. bir şeyleri fotoğraflamayı çok severdi. dışarıya karşı hep gülerdi; içinde ise keyfi pek yoktu. sirkleri karnavalları her zaman şiirsel bulmuş, hatta 4 sene öncesinde bir karnavalda tanıştığı “joey palmera” isimli, sakallı bir kadın ile evlenmeye kalkışmış ama devlet dairelerine olan nefreti yine ona engel olmuştu. yüzündeki en güzel şey ona göre, dişleriydi. her fırçaladığında diş etlerini kanatan diş fırçası en büyük arkadaşıydı. her seferinde diş etlerinde bir sıkıntı olduğunu düşünür fakat o güzel suratı gibi naif, narin diş etleri olduğunu hiç düşünemezdi. epeyi mütevazı, bazen ise şımarıktı. boş zamanlarında yazdığı şiirleri sağ eliyle yazar, deklanşöre sol işaret parmağıyla basardı. yüzünde ve vücudundaki, kendini bir tanrıça kadar asil gösteren benleri her gün sayar, hastalıklardan çok korkardı.

bir gün kendisi bir hastalığa dönüştü.

Share