Kimse bilmiyordu

Islak saçlarına aldırış etmeden gecenin soğuna atmıştı kendini. Tüylerini ürperten soğuk her tenine değdiğinde içine dolan her hava parçası rahatlatıyordu adeta içini. Başını sola çevirdiği anda sokak lambasının aydınlattığı sonbaharın izlerini taşıyan birkaç yapraklı koca ağaç bir yaprağını daha çıkarmıştı üstünden. Alt tarafı bir yaprak düşmüştü yere. Ama öyle değildi onun için. Kendini boşluğa bırakan , önce sağa sonra sola derken yavaşça yere düşen yaprak bir yapraktan çok onun hayalleri gibiydi. Beklentileri , yaşadıkları , başına gelenler bir bir kopuyordu bedeninden. Sabah olacak bir belediye çalışanı gelecek ve süpürecekti hayallerini. Bir daha asla dalına , ait olduğu yere dönmeyecekti o yaprak. Ortada işe heyecan katan, onu hayata katan bir şeyler vardı. Evet yaprak koptuğu yerde değildi artık ama gün gelecek, dal filizlenecek bambaşka daha genç bir yaprak bulacaktı kendini oralarda bir yerlerde. Kopan kaybolan hayalin yerini güneşin önderliğinde başka hayaller alacaktı. Anahtar havadaydı. Kendini canlı hissettikce her şey geçecekti. Düşündükce böyle içi ısınıyordu. Başkalarına savurduğu o fiyakalı nasihatlar kendine böyle gecelerde işliyordu ancak. Hepsinden öte tutunduğu ağacın gövdesi kuvvetliydi onun. O onu seviyordu. Bağlı olduğu maneviyat köklerini sağlamlaştırıyordu. Dili döndüğünce yama yaptığı yaralarını temizliyordu işte. Seviyordu. Doğru adamı seviyordu. Bu ona yetmeliydi. Kimse bilmiyordu ama yetiyordu.

Share

Bir cevap yazın