Kuytu

Ellerim titriyor.

Söylenecek çok söz var.

Susuyorum.

Küfrün bini bir para halbuki içimde.

Düşünceler içinde kalabalık adımlar atıyorum rüzgarı yararak. Sırtlandığım onca düşünce yüzünden kamburum, kendimi bildiğimi sandığımdan beri. Çoğu akşam sırtımı yasladığım o bankta tartıyorum yine doğruyu yanlışı. Düzene oturtamadığım onca oluşum içinde berrak sularda yüzemiyorum her zamanki gibi. Baş ağrılarım, göz kapaklarımı ağırlaştırıyor yavaş yavaş.

Tanrı tükürüyor yüzüme bir yandan. Islanıyorum. İnancımdan geriye kalanlar hayallerimi kıran düşüncelerden ibaret olsa gerek. Yoksa Tanrıyı ağlatırdı parmak uçlarım. Mecalim yok gibi.

Yüzlerce olgu arasında söze dökülen onlarca cümle bir kere bile kesinlik ifade edemezken konuşmak istemiyorum. 2+2′ nin bile 4 etmediğini bilerek nasıl konuşabilirim. “anladım ki” ile başlayan ders almalı cümlelerimin gerçeklik paylarını hesaba katmadan benimsememin ardından başka bir durumda elime verilen doğrularım, karşımda duran yanlışlarımla daha fazla nasıl konuşabilirim ki?

Hah! Şimdi de kızıyorum kendime. Ayrıntılar arasında yanlışı bulup düzeltmeye çalışarak beynimi kemiren fareleri daha da acıktırıyorum sadece. Kasma.

Gidip geliyorum böyle. Aynı düzlemde her gün yol katediyorum böyle. Başta adım adım, daha sonra sürünerek…

Neden bu kadar zorluyorum?

Neden hayatımı dibi tutana kadar ısıtıp, dibi tutan tenceremi kazıyorum?

17 Aralık 2015

iç sesime tıkla

Share

Bir cevap yazın