Viran yalnızlık


Ne meret şey şu uykularımdaki yakamı bırakmayan huzursuzluk. Nicedir bırakmıyor peşimi.Maddeyle ruh arası.İtiraf etmem gerek ki kronik bir hüznüm var. Varlığımın ilanından bu yana asla peşimi bırakmayan, bırakamadığım, bırakmak istemediğim, iliklerime kadar işlemiş bir hüznüm var.Sanatıma, düşüncelerime, tutkularıma şekil veren bir şeyler var oralarda.Viran yalnızlığımın ortasında demleniyor kendi halinde kendimi bildim bileli.Kâh kulaklığıma kâh kitaplarıma sığdırıp gizli kapaklı istanbul sokaklarında gezintiye çıkardım onu bunca zamandır.Bir bar masasının ortasına fırlattım yudumladıktan sonra.Belki eksilirdi, giderdi benden parça parça.Gitmedi.Eksilmedi…

İstemiyordum belkide üzerimden silkip atmayı içten içe.Hiç yabancı kaçmamışı zaten yanıma.Sadece alışılagelmiş herşeyden uzak şeyleri benisememek gibi bir huyum vardı.Hepsi buydu.Akmasına izin verdim yerini,zamanını hiç bir zaman hatırlayamayacağım bir gün. Farkettim ki hüznüm bendim. Beni ben yapan yegâne şey oradaydı.Tam karşımda değil. İçimdeydi. Ruhuma bu varoluşların içinde can veren hüznümdü. Göz pınarlarımda, dudak kenarlarımda saklanıyordu.

Benliğimi hedef alarak yaptığım atış talimlerinden vazgeçtim.Elimi tetikten çektim. Kabullendim artık.Ben kronik bir hüznü olan küçük kız çocuğu.Ben kendine yolculuk yapmak için kanat çırpan hüzünlü Simurg.

Low-Lullaby

Share

Bir cevap yazın